.
 CEZA’LI REKLAM TARTIŞILIYOR 
26.12.2007

Milliyet Gazetesi’nin Ceza’lı reklam filmi basında yankı buldu.
Fehmi Koru reklam filmini halktan kopuş olarak nitelendirirken,  Oray Eğin Koru’yu Milliyet’in bütçesinden pay almaya çalışmakla suçladı. Ali Saydam ise reklam filmini beğendi, ancak Milliyet’in bu reklamın altını dolduramayacağını savundu.

REKLAM NE DİYOR?
Önce reklam filmi ne diyor yakından bakalım. 
Reklam filminin pap sanatçısı Ceza tarafından kaleme alınan sözleri şöyle:

Sokaklar sanki bahçesi, belde 9 milimetresi
Ucuzdan insan harcayıp, bedava candan etmesi
Sporcu mu kumarbaz elindeki bonservisi
Teşvikler de gelince terlemeden vurdu voleyi
Hamile kart yakınları, yakınlarının yakınları
Satın alıyor yarınları tok gezerler karınları
Rüşvet çözer sorunları para basar torunları

İnanç deyip insanlara kendi ceza kesenler
Zihniyet hem kara hem de çıkar sağlar yalanlar
Türkiye sizinle gurur duyuyor
Hem yer hem yedirir bu hayali icraatçı
İçi de bir dışı da bir hortumlayan bir vampir
Her bir fesat tam bir hasat ihaleyse bizdedir
Türkiye sizinle gurur duyuyor

Reklamda Ceza’nın sözlerine rüşvet alan bir futbolcu, Madımak otelinin yakılması, dini duyguları sömüren sahtekar bir hoca, aczimendiler ve çeşitli rüşvet görüntüleri eşlik ediyor. (Reklam filmin videosu sağ üstte)

TARTIŞMANIN TARAFLARI:
ALİ SAYDAM: MÜTHİŞ BİR FİLM 
Reklam filmine ilk tepki Ali Saydam’dan geldi. Saydam’a göre reklam filmi müthiş ama Milliyet o kadar müthiş değil. İletişim uzmanı Saydam’ın konu ile ilgili satırları şöyle: “Filmin vaadi almış başını gitmiş. Ancak gazete orada değil ne yazık ki... Ne o genç kültür hâkim gazeteye, ne de o devrimci ton... 'Wishful thinking!' der Batılılar. Türkçe'de 'temenni' diye karşılıyorlar... Reklâm filmi 'Ah keşke böyle olsak' diye yapılmış sanki. Ya da 'kervan yolda düzülür' diye... Ama marka vaadi böyle oluşmuyor. Filmdeki vaatle Milliyet'in biçim ve içeriği uyum içinde olmazsa, reklâmdaki vaat ile ürün öpüşmezse, yandın demektir. Durduk yerde güven yitirirsin..."

FEHMİ KORU: 28 ŞUBAT RÜZGARI
Fehmi Koru ise  Yeni Şafak’taki Taha Kıvanç köşesinde “Milliyet ve vaatleri” başlığı altında reklam filmini eleştirdi. Koru’ya göre film, Milliyet’in halk gazetesi olma iddiasını bitirdi. Koru’nun yazısından bir bölüm okuyalım:

“28 Şubat günlerinin 'irtica' kampanyaları sırasında bolca kullanılan görüntüler eşliğinde... Ekrana Sivas/Madımak Oteli görüntüsü geliyor, Ceza, "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diyor... Sonra sakallı bir takım adamların kirli-gizli işler yaptıklarını hissettiren görüntüler... Ceza yine "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diyor... Milliyet, bu reklâmıyla, kendini 'Halk gazetesi' olma iddiasından uzaklaştırıyor, farklı bir kulvara oturtuyor... Mübarek olsun.”

ORAY EĞİN: REKLAM İYİ, KORU PARA PEŞİNDE
Koru’nun bu yazısı üzerine Oray Eğin, Akşam'daki köşesinde "Türkiye Fehmi Koru’yla gurur duyuyor" başlıklı bir yazı kaleme aldı.  Eğin’e göre Koru’nun yazısı demokrasiyi sadece kendileri için isteyenlerin manifestosuydu.

Eğin, “Bıyıklarını kesip İstanbul'a yerleşen Koru'nun Milliyet gazetesine hiçbir tahammülü olmadığı” iddiasındaydı. Eğin’in yazısından bir bölüm: “Milliyet, Abdi İpekçi'nin kurduğu ilkeler çerçevesinde her zaman 'taraf' olmayı tercih eden bir gazete oldu. Kırmızı çizgileri birçok başka yayın organına göre daha keskin, okur-gazete bağı da. Dolayısıyla burada değişim yapmak başka birçok yere kıyasla da daha çetrefilli. Nitekim Milliyet'in kimyasıyla oynamaya çalışan yalancı, tetikçi gazeteciler oradan kovuldular. Bünye onları kabul etmedi ve kusup attı. Beş yıl boyunca büyük zarar gördü Milliyet. Fehmi Koru'nun hayalindeki kaypak, yer yer faşizan, yalancı manşet atan, omurgasız bir gazete olmaya çalıştı ama burada yapılan hatalardan geri dönmeyi de bildi. ….  Bu bahsettiğim reklamlarda da, Ceza'lı son filmde de Milliyet'in en çok tavrı önemli. Bir de inandırıcılığını. Nasıl haberlerine güveniyorsam, reklamını izlediğim gazete de beni kendine inandırıyor. Dahası, elime aldığım Milliyet'in, bir Hürriyet'in aksine patronuna daha az "güdümlü" hazırlandığını görebiliyorum.”

Eğin, Koru’nun inandırıcılık sorunu olduğunu belirterek yazısına şöyle devam ediyor: “Koru ve benzerleri Türkiye'de 20 sene öncesinde olmayan kamplaşmaları yaratmaya hizmet etti; türbanlılarla türbansızları birbirine düşürdü, bunun medya ayağında kamuoyu yarattı. İçlerindeki kini dizginleyemediler ve Türkiye'yi 'biz-öteki' diye ayırdılar. Fehmi Koru'nun Milliyet'i kabullenememesi de bu yüzden; 'bizden' değil diye düşündüğünden.”

Koru’nun kendisine yakın medya organlarını eleştirmediğini iddia eden Eğin, yazısına noktayı şöyle koydu: “Yazamaz ki... Yazamaz çünkü kendi güruhuna yanaşan Sabah grubundan para kazanıyor Fehmi Koru. TMSF döneminde yaptığı anlaşmayla kendine rant elde etti ve tartışma programlarının bütçesini epey zorlayan bir rakamla atv'ye konuverdi.. Nasıl yazsın ki? Aydın Doğan da Milliyet bütçesinden biraz para çıkarsa Koru'ya, dünkü yazıyı yazmazdı, işin özeti bu.”
 
KORU’NUN EĞİN'E YANITI: BENİ SERDAR TURGUT'A SOR
Koru bugünkü yazısında Eğin’e yanıt olarak, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut’un kendisi ile ilgili düşüncelerine göz atmasını sağlık verdi. 

Koru şöyle yazdı: “Rapçi Ceza'nın 'Türkiye seninle gurur duyuyor' repliği eşliğinde 28 Şubatçı mesajlar verdiği Milliyet'in reklâm kampanyasıyla ilgili Kulis'e başka bir gazetenin yazarından cevap geldi. İlginçliğimi yitirdiğimi ilân ediyor yazı kısaca; çünkü arkadaşlarım devlette önemli makamlara gelmişler, ben de para kazandığım yerlerle ilgili yazı yazamıyormuşum...  İstanbul'a tam da bu yüzden kendimi 'zoraki sürgüne' çıkardığımın farkında değil... Bir şey diyemeyeceğim; kendimi savunma sadedinde ne söylesem yanlış anlaşılabilir. En iyisi, yazının çıktığı gazetenin yayın yönetmeni Serdar Turgut'un bir ay önce MediaCat dergisine verdiği röportajdan benimle ilgili satırları aktarmakla yetineyim.

Dergi muhabiri 'Akşam gazetesi kendine ortak aldıktan sonra kimi transfer etmeyi düşünür?' gibi bir soru soruyor. Cevaben tek benim ismimi veriyor Serdar Turgut; hakkımda kullandığı övücü sıfatları utanarak sizlere de sunuyorum: 'Amerika'yı, Ortadoğu'yu tanıyor, dini ve modern yaşamı biliyor, okuyor, çiziyor.'

Akşam gazetesi çalışanları para işine olağanüstü önem veriyor olmalı. Baksanıza, Turkcell'in büyük ortağı Mehmet Emin Karamehmet'in sahibi olduğu gazete kendi kaynaklarıyla beni transfer edemiyor, transferimi gerçekleştirebilmek için ortak arayışındalar... Helâl olsun bana.”


MİLLİYET REKLAM
0 Yorum var
Diğer yorumlar
Yorum ekle
 Koşma, koşmasana usta! Adam var içeride alo? 
19.11.2007


Ş
imdi sizi uzun, uzun zaman öncesine ışınlıyorum. Ekşi sözlük ‘anne karnındaki bebek replikleri’ seçkisine bir göz atıp, hafıza tazeleyin. Kim bilir siz neler mırıldanmıştınız? Üşenmeyin, yazıp yollayın! 
 
-Ulen iki tekmeliyim de sevinsin garibanlar bari.
(kenny)

- Koşmaaa... koşmasana usta... lan vurmasana adam var içerde alüüü...
(cyrano)

- Sevgili günlük.. ne suç işlediğimi bilmiyorum ama, beni 9 aydır bu kapalı kutuda tutuyorlar! vücuduma bağlı olan şu kordonu sokup kurutuyorum kaç gündür sopa niyetine, aha şuraya yazıyorum 9 bilemedin 10 gün sonra on bölgeyi sopayla delip çıkıcam…
(pathetique) 

- Oeeehh başlıycam su ultrasondan be kardeşim zin zin zin sabahtan beri beynimi sktiler...
(hadileen) 

- İçme su vijkiyi kardejim yaa. 7 aylik bebegi sarhoj ettiniz.
(yoda)

Sizi gidi ikizler:
- Olm çıkarken fazla zorlama folloşlaşmasın annemiz...
- Arkadan hareket yapma...
(cyrano)

- Ya ilerde ana karnına dönmek istersem..hiç çıkmasam mı ya
(estranged) 

İkizler
- Ben çıkıyorum beni koru!
(estranged) 

Baba prezervatifini takmış hamile karısıyla takılmaktadır)
içerdeki ikizler:
-Lan Muhittin dışarda yağmur var galiba..
-Nerden bildin Hamza?
-Baksana babamız yağmurluk giymiş..
(dementia ) 

Archimedes :
- Ben nasıl bu sıvının üstünde kalıyorum acaba ?
(estranged)

- Ulan reenkarnasyonu seviyim yeniden dönüyoz ortamlara da..
- Ee.. ne düşüyosun hala?
- Ya x-45232'um baksana çevre leş gibi alkolü var nikotini var. kadının pek şeyinde değiliz galiba?
- Boşver lan dışarı çıkalım da.. hem böyle şeylere alışık olması iyi zira 14 yaşına geldiğinde seni tuvalette sigarayla bastığında fazla olay çıkarmaz şanslıyız yani..
- Ulan seri numaramı kaybettim .. günah sevap defteri açılırken sorun yaratacaklar bissürü yaa..
- Ögrendim olm ikizlere ayni numara geciyomuş.. sacma tabi de. Allah'in işi işte. sen de takilcan benimkiyle.
- Ya şey dicem bi de ben..
- Söyle?
- Ulan çıkışta hafızalarımızı kazayla silmeyi unuturlarsa ismimizin şey olmasında baskı yapalım.. şakir-şaban nasıl?
- Türkiye'de doğcamızı nerden biliosun ki?
- Doğru lan.. inşallah Amsterdam'da doğarız. serbest seksten yanaymış, insanlar orda. tuttuğunu yapabiliomuşun. ulan bi cuvara yutsa şu kari ya.. nasi özledim mereti bilio musun?
(kusmuk)

- Sıcak bastı be.
(sezyum)

-Ya bende klostrofobi var yapma baba yeaa...
-Ulan keşke onbirinci olsaydım yarışta..gerçi bu seferde rekorlar kitabina girerlerdi, onbiriz dogardik, illaki dünyaya gelcez ya..
Ve doğum esnası gelmiştir:
-Bu sefer de çıkmıyorum gıcıklık değil mi. hadi bakalım...
(lizardking)

- Yaw amma da sulu bir ortam bu yaw, bebek miyiz, balık mıyız anlamadım gitti?
- Ne zaman meme emcem ben, annem nasıl olcak acaba, oyy babam kılın biriyse yandım demektir...
- Kalıcı hasarlar bıraksam mı, annem benden başka çocuk yapmasın diye ama kaç numara olduğumu da bilmiyorum ki..
- Bu gelişimde de mutsuz olursam ya, olsun bu 5.doğuşum zaten, ama ya bir dahaki seferi bekleyene kadar sıkılırım ben... hep kandırılıyorum ya, en çok bu koyuyor...
- Uleyn oynaşmasına leyn, hamile kadına dokunulmaz, baba olcak yaratık, rahat bırak annemi bak 2 ay sonra ben çıkıcam alla laa laa... dur şunun şeyini bi tutiiim de çıkamasın görsün hamile kadına yanaşmak neymiş...
(mijen) 

- Noooluuyoozz lan, kasma bre kadın! eyvah, sıkışıp ölecem buralarda bu yastan sonra!
oeeehh, o ne laaaa? tünelin sonunda isik göründü! yooo hayir! uzak durmaliyim o isiktan, daha cok gencim!
(minotaurus)

- Aa süper lan, aquapark yapmışlar buraya, dur bi kayayım, yihuuu
(bkz: erken doğum)
(trenchkot)

- Biisssaniye! bi çük sünnetsiz, babamın değil! vay orospuuuu....
(mortifera) 

-Tekmeden başka lüksümuz yok anasını satayım. rahimde röveşata!
(tabularasa)

(Dışardan sesler gelir) Emrah kos ananı ........
- Tamam ulan, tamam! koşmaya gerek yok, görüyoz herhalde!
(sturdy armor of jackal)

(Siyam ikizleri kavga ederken)
-Lan sıkıştırma sıçarım ağzına bak
-Siktir lan dombili
(Biri diğerine kafa atar)
-Ahh kafam kafana girdi laan!!
-Hah sıçtık şimdi işte, dur kımıldama ahh
-Neyse uğrasma dogduktan sonra ayırırlar...
-He lan ünlüde oluruz sonra...
(tnl)

Dördüzler:
- Birinci: olm bak böyle ben iki saniye erken doğucam, ömür boyu ortamlarda bunu zikredip abilik taslıycam diye itiş kakış yaparsanız alayınızı plasentayla boğucam burda, o olacak...
- İkinci: abi biz de çıkmak istiyoz hemen ondan seyettik...
- Üçüncü: zaten tıklım tıkış, 9 aydır döt kadar yerdeyiz bi de sen racon kesme abi allasen...
- Dördüncü: bekleme yapmayalim birader. hişt aluo!
(huzursuzruh)

- Doğumdan sonra hayat var mı acaba??
(titi)

- İzleniyormuşum gibi bir his var içimde
- Kız mıyım,erkek miyim acaba? çıksam da bir dünya gözüyle görsem elde minnacık uzanmıyor ki yoklayayım.
(gregory)

İç - Tuvalet nerde ya? dokuz ay tuttum dayanamıcam artık... (sirrr) ohh
Dış - Seliiiim!! seliiiiiim! suyum patladı
(turkish tekila) 

Dersine çalışmış bebek;
-Çıkınca ağlıcam.. çıkınca ağlıcam.. unutmamam gerek çıkınca ağlıcam.. çıkınca ağlıcam..
(gunes yanigi olan penguen)

0 Yorum var
Diğer yorumlar
Yorum ekle
 ORAY EĞİN BİZE BİR AÇIKLAMA BORÇLU 
02.11.2007

Perihan Mağden açıkladı: Çankaya'da sarhoş olup, kusan gazeteci ben değilim. Oray Eğin de yalan yazmayacağına göre, cumhuriyet resepsiyonuna katılan tüm gazeteciler olağan şüpheli durumunda.  Biri gerçekten içip içip, kusmuş olmalı... Peki ama kim?

Resepsiyona katılan gazetecilerin listesini yayınlamak gibi bir çabaya elbette girmeyeceğim. Kendimi andıç memuru gibi hissederim ki, değilim. Oray Eğin'den bir açıklama bekliyorum.

Bekliyorum çünkü, yazarın inandırıcılığı söz konusu. Kendi adıma Eğin'i hataları ile seviyorum ama yazdıklarını şüphe ile okumaya başlayacaksam, ‘hiç okumam daha iyi der’ geçerim.

YAKIN PLAN ORAY EĞİN
Fırsatını bulmuşken Oray Eğin’e biraz daha yakından bakalım, Eğin şu günlerin en popüler hate man'i. Hem gıcık oluyorsunuz, hem de uzak duramıyorsunuz... Açıkçası ben yazılarını merakla izliyorum, Kimi zaman öyle çıkışlar yapıyor ki, cesareti karşısında heyecan duyuyorum.

Evet Eğin’in akıllı olduğu kesin, cesareti imrendirici ama satırları biraz daha dikkatli okunduğunda  kimi zaman yetersiz bilgi,  kimi zaman ise bastıramadığı bir nefret duygusu ile yönlendiğini görmek zor değil.

Örneğin 30 Temmuz 2007 tarihli yazısında, "Yüzde 80'inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkeden bahsediyoruz. bu yüzde 80 hiçbir şey üretmiyor, ekonomiye hiçbir katkıda bulunmuyor ama reklamın kitleye en kolay ulaştığı televizyonlarda hakim onlar.." diye yazabiliyor.

İnsanın da sorası geliyor: Sayın Eğin fabrikalarda, tarlalarda çalışan insanların farkında değilsiniz tamam anladık ama Canyon'da servis yapan garsonu da mı görmüyorsunuz? Yüzde 80 bir günlük tatil yapsa, yüzde 20'nin durumu ne olur?

Ya da Eğin’in mahalle baskısı tartışmasında Emre Aköz'e çıkışını anımsayın. AKP yanlısı olmakla eleştirdiği Aköz'ün  iştahını çirkin bir üslupla köşesine taşımıştı. Biz de 'ne alaka' olmuştuk…

Sonuç olarak, hayat siyah-beyazlardan oluşmuyor. Elbette Eğin’i okumak için her fikrini, tavrını onaylamak da gerekmiyor. Ama köşesine bir yalanı taşıyorsa, tavır almamak da okura yakışmıyor. Eğin bizlere bir açıklama borçlu…

OLAY NE?
Sağır Sultan'a kadar ulaştığı üzere, Oray Eğin "Çankaya’daki resepsiyonda bir kadın gazeteci aşırı alkol alıp sarhoş oldu" diye yazdı. Verilen ipuçları Perihan Mağden'i işaret ediyordu ve Mağden de "Beni kastediyor" diyerek Oray Eğin hakkında 100 bin YTL tazminat davası açmaya karar verdi.

EĞİN NE YAZDI?
Oray Eğin’in Akşam’daki yazısı "Yılın skandalı: Çankaya’da alkolü fazla kaçıran köşe yazarı" başlığı ile yayınlandı. Bu yazının birinci sayfadaki anonsu da "Köşk’te sarhoş olan yazar kim?" başlığını taşıyordu. Yazıda, önce kahramanın kodları verildi: "Çankaya Köşkü’ndeki Cumhuriyet resepsiyonuna pek çok kişi gibi o da davetliydi. Davete katılan tek edebiyatçı olması nedeniyle de gecenin yıldızıydı. Bir romanı filme de çekilmişti hatta. Ama asıl parlamayı köşe yazarlığında yaptı." Bu kadarını okuyanlar için, ismi bulmak hiç de zor değildi; Radikal’de köşe yazarlığı yapan Perihan Mağden tarif ediliyordu. Mağden’in "İki Genç Kızın Romanı" adlı kitabı, Kutluğ Ataman tarafından "İki Genç Kız" adıyla sinemaya aktarılmıştı.

Kavga çıkaracak bölüm hemen bu tarifin ardından geldi: "Vakit ilerledikçe, artık coşkulu sohbetlerden, övgülerden mi yoksa alkolün etkisinden mi bilinmez, basının önemli kadın köşe yazarı sarhoş oldu. Gecenin yarısına daha saatler vardı ama o ayakta duramıyordu. İmdadına ünlü tarihçi İlber Ortaylı yetişti, koluna girdi, tuvalete kadar götürdü. Orada kustu. Belki de 'Çankaya Köşkü resepsiyonunda kusan ilk kişi' ünvanını aldı, bilinmez. Bu olay resepsiyondaki davetliler arasında fısıldaşmalara neden oldu. "Tamam içilir ama bu kadar da olmaz" eleştirileri yapıldı.

MAĞDEN: VİSKİ İÇTİM EVET AMA...
Perihan Mağden Superpoligon’a şu açıklamayı yaptı: "Viski içtim. Salon soğuktu. 19.30’da içmeye başladım 20.30’da İlber Ortaylı ile arabaya binip kaçtık resmen uçağa yetişmek için." Mağden’e göre; yazının böyle kurgulanması 'dava açılmasını önlemek için bir taktikti' ama, kendisi yine de dava açacaktı: "Oray Eğin, dava açacağımı düşünerek ismimi vermiyor. Bir yandan isim vermiyor ve hukuken kendini sağlama almaya çalışıyor. Daha adice... İsmimi vermiyor ama benim olduğumu anlaşılsın diye her türlü ipucunu da veriyor. Gerçekten bir şey abartılır hafif sarhoş olurum, midem bulanır kusarım falan... Yok ki böyle bir şey. Ben domuz gibi bir mideye sahibim. Ne kustum ne midem bulandı ne de tuvalete girdim. Şimdi dava açacağım. Oray Eğin’i dava edeceğim. Oray Eğin, özel hayatımdaki rezaletleri biliyormuş öyle yazıyor. Yok böyle bir şey. Bir tek Ece Temelkuran’a küfür ettiğim olay vardır... Onu da köpürte köpürte kullanıyorlar." 

0 Yorum var
Diğer yorumlar
Yorum ekle
 ECE'NİN RÜYASI & SOLAYNAK 
18.09.2007

İlk gençlikleri 80'lerin sonuna denk düşenler hemen anlayacaktır. O zamanlar solcu olmak ile başkaldırmak neredeyse eşanlamlı sözcükler olarak algılanırdı. İçinde aslen dandik bir ressamın yaşadığı -ki gönlünde yatan aslanın aslında pin-up çalışmak olduğunu sonradan anladığımız- Evren Paşa ve 40 haramilerce yürütülen depolitizasyon, ülkenin solcularını budayıp atmakla kalmamış asıl işini zihinlerde görüp, başka türlü düşünme kaabiliyetimizi uzun, çok uzun bir süreliğine elimizden almıştı. İşte o imkan ve şerait altında solculuk elbette başkaldırmaktı. 

Tam da o zamanki abiler -ki sonraları reklam, alkollü mekan ve AB fonları gibi işlere daldılar- "Acaba ekibi yeniden toplayabilir miyiz?" derken duvar yıkıldı. Ve hop, İbiş'in Rüyası Turgut ortama daldı. Peki ne oldu da sarı kamu bir gün önce 'sürekli devrim' konuşurken birgün sonra döviz büfesi açacak iyi bir köşe aramaya başladı ve o günden bu güne sol işi komple patladı? İşte size Zonguldak dolaylarından küçük bir hikaye.

Türkiye'de yaklaşık olarak 300.000 kıraathane bulunup, aylık ortalama 4-5 milyon iskambil destesi satılmaktadır. Bu desteler ortalama 75-150 yeni kuruş değerinde olup ülke çapında nüfus yoğunluğu ile orantılı bir satış dağılımı davranışı göstermektedir. Ancak bu 4 milyon deste içinde yaklaşık ayda 5-10 bin adetlik plastik, fiyatı 4-50 ytl arasında değişen, değerli bir grup vardır ki neredeyse sadece Zonguldak bölgesinde satılır.

Bu tuhaf ekonomik hareketin nedeni basit: Zonguldak geleneksel olarak en başarılı işçi örgütlenmesini gerçekleştirmiş yerlerden biridir. Oradaki maden işçisi büyük mücadeleler sonucundaki kazanımları sayesinde -her ne kadar kapanmalar yüzünden işçi sayısında büyük düşüşler yaşansa da- ülke ortalamasının çok üzerinde ücretlerle çalışır. Haliyle plastik kartlarla da onlar oynar. Çok mu ampirik geldi? Valla ben oradaki bakkalların yalancısıyım.

Hiç kuşkusuz bu örneği yakın tarihimize bakıp da "Yeni Çeltek'te Yeraltı Maden İş nasıl örgütlenmiş," özlemi çeken ya da "bakkal politikası soldan nasıl yapılır," diye soran Ece Temelkuran'a kıllık olsun diye vermiyorum.

Bu ülkede yaklaşık 7 milyon sigortalı, kimi rakamlara göre de 10 milyonun üzerinde kayıt dışı işçi var. Sendikalaşma oranı ise -kayıtlı işçiler içinde- dönemsel iniş çıkışlara rağmen %50 civarında. Buna bugün artık 2 milyona yaklaşan KOBİ -minyatür kapitalist- ve büyük çoğunluğu kayıtdışı 8 milyon tarım çalışanını eklersek toplam iş gücündeki sendikalaşmanın %20 civarında olduğunu ve kıraathane alışkanlıklarına bakılırsa bu örgütlülükten çok memnun olduklarını söyleyebiliriz.

Bu sıkıcı rakamsal ifadelerin ardından rahatlıkla söyleyebiliriz ki genelde işçi örgütlenmesinden, özelde bu örgütlülüğe nasıl çökerim hesabı yapan soldan, daha özelde hemen bugün kapatılması gereken Deniz Baykal'a bile başkaldıramayan CHP'den bir cacık olmaz.

Burada asıl üzücü olanı kaçırmamak gerekir. CHP'nin saçmalaması normaldir. En azından bir an için "Tekstil atölyeme kalite kontrolcü olarak alsaydım halim nice olurdu?" diye düşünen herkes bunu anlayabilir. Açık Radyo'nun Madra solculuğu da anlaşılabilir. Nasıl olsa çevreyle ilgilenmek memleketim insanıyla ilgilenmekten daha kolay, hatta Hasan Pulur'a bakılırsa daha yerinde birşeydir.

Bunların hepsi eski hayaletlere çarpılmış, yekten yenik karakterlerdir. Onlardan dünyayı anlamlandırmalarını ya da yeni kavramlar yaratmalarını beklemek en hafifinden saflık olur. Ama Ece Temelkuran bakkal politakasıyla solu somutlaştırmak vehmine kapılıyorsa ciddi bir sorunumuz var demektir. Çünkü ne de olsa kendisi yeni nesil kanaat önderlerine bir örnek teşkil etmektedir ve ortak akıl yeni nesillerden umutlu olmak eğilimindedir.

Bu öyle büyük bir sorundur ki solun artık başkaldırmanın anlamını genetik olarak unuttuğunu, kavram üretememe geleneğini -artık öyle- bir sonraki nesle aktarmaya başladığını ve tam da küllerinden doğar mı bunlar derken başkaldıran doğasını görmezden geldiğini göstermektedir.

İşte bu ibret olmalıdır. Ne seçim sonuçları, ne cumhuriyet mitingleri, ne de islamlaşma korkuları; hepsini boşverin. Kabuslarınızın en kötüsü gerçek oluyor. Birgün başka bir cümleyle gelir diye beklediğiniz başkaldırı ahlakı yeni nesil, abisinin sesi solcular elinde bir kez daha heder olup gidiyor. Ve ne yazık ki bu büyük yanlışlık içinde Ece Temelkuran açık ara önde koşuyor.

3 Yorum var
camura
Ece Temelkuran hiç değilse somut önerile...
nurcan7575
nedir ece'nin somut önerisi: eşcinseller...
Diğer yorumlar
Yorum ekle
 
Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Sitene Ekle
 
copyright HABERTÜRK 2008
.
Gündem  Kişisel  Garaj  Hi-Tech  Moda  Müzik  Sinema  Magazin  Kreatif  

Seyyah  Gurme  Astroloji  Ajanda  Tv Guide